35 Yılda Neler Değişti?

Bundan 35 yıl kadar önce tanıştığımız ve evlerimizin baş köşelerine yerleştirdiğimiz renkli televizyonlar, teknolojinin bizlere sunduğu en büyük nimetlerden biriydi. Geceleri tamamen yayına kapatılan yayıncılık teknolojisinde geçmişten bugüne neler gelişti, haber alma platformları nasıl şekillendi? Gelin birlikte geçmişten bugüne nostaljik bir yolculuğa çıkalım.

Eğer siz de benim gibi 80 kuşağındaysanız teknolojinin hayatımıza nasıl dahil olduğunu yavaş yavaş görenler arasındasınız. 80’li yılların başında renkli televizyonların oturma odalarımızın baş köşesine kurulduğu zamanları hatırlayın. Sabahın erken saatlerinde yayınlar sabah haberleriyle başlardı ve saatler akşam 11’i gösterdiğinde sona ererdi. Kaçınız televizyon ekranlarınızda renkli ufak karelerden oluşan ve ortasında saati gösteren görüntüyü hatırlıyor? O zamanlar renkli yayınlar haftada üç saat ile sınırlıydı. Renklenen ilk programlar Muppet Show, Siyah İnci, Dallas ve Flamingo Yolu dizileriydi. Ancak tüm Türkiye’yi renkli ekrana bağlayan en heyecanlandırıcı yayın 1982 yılının Dünya Kupası finaliydi. Her ne kadar benim yaşım tutmasa da İtalya’nın mavi formalı futbolcularının altın renkli kupayı yemyeşil çimler üzerinde kaldırması, geçmişe yönelik dinlediğim, en çok anlatılan hikayelerden biridir.

Zeki Müren de bizi görecek mi?

Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele filmini izlediyseniz bu repliği mutlaka hatırlarsınız. İzlemediyseniz film hakkında kısa bir bilgi geçelim; filmde Anadolu’nun bir köyüne televizyon gelecektir. Ancak köy halkı televizyonun ne olduğunu bilmez. Köyün delisi Emin “Vizontele geliyor” diye köyü heyecana verir. Köylünün oldukça meraklandığı bu konu üzerine belediye başkanı köy meydanında bir toplantı yapar. Ve köy halkı sorar: “Vizontele nedir ki?” Belediye başkanı ‘radyonun resimlisi’ diye cevap verir. Köy halkının kafası karışınca başkan, örnek verme ihtiyacı duyar: “Zeki Müren’i artık hem dinleyecek, hem de göreceksiniz.” Filmde köy halkından biri olan Cem Yılmaz da, “Peki, Zeki Müren de bizi görecek mi?” diye sorarak olaya son noktayı koyar.

Tüp bitti

Televizyonun ve yayıncılığın böyle eğlenceli bir başlangıcı var. Ancak sonrasında 180 derece bir değişim geçirdiğini söylersek abartmamış oluruz. “Saba, çok iyi televizyon” reklamları işe yaradı ve televizyonsuz neredeyse bir ev bile kalmadı. Televizyonların evlerimizin en eğlenceli kutuları olmasıyla yayınların sayısı ve kalitesi de hızlı bir gelişme gösterdi. Televizyonlar artık, 24 saat açık olan eğlence kutuları halini aldı. Yayınların yanı sıra televizyonlar da her geçen gün hızlı bir gelişme gösterdi. Tüplü televizyonlar yerini Plazma ve LCD ekranlara bıraktı. O günlerin, cevabı en çok merak edilen sorusu hiç kuşkusuz ki: “LCD mi Plazma mı?” oldu. Sonrasında LED, QLED, Curved, 4K ve 8K teknolojileriyle tanıştık. Bugün evlerimizdeki küçük eğlence kutularının yerini dev ve incecik ekranlar aldı.

TV ‘cep’e girdi

Yayıncılık da olduğu yerde kalmadı. Bugün pek çok TV kanalının web yayınları var. Ayrıca Digiturk, D-Smart, Tivibu, Netflix, Blu TV gibi pek çok platform, televizyon kanallarını, en güncel dizi ve filmleri, en popüler programları bulunduğunuz yerde izleme fırsatı sunuyor. Bir düşünürseniz 80’li yıllarda gece 11’den sonra televizyon izleyebilmek için ertesi gün sabah olmasını beklerdiniz. Üstelik televizyon neredeyse onun yanına gitmeniz gerekirdi. Şimdi televizyonunuz cebinize girdi.

Çernobil’i kimse duymadı

Bugün yayıncılığın önemli bir kısmını sosyal medyanın oluşturduğunu söylesek yanlış olmaz. Bir yerde bir olay olduğunda anında Twitter, Instagram, LinkedIN gibi sosyal medya platformları üzerinden duyuyoruz. Şimdi 1986 yılına dönelim. Evet, son zamanlarda dizisiyle oldukça gündemde olan Çernobil’den bahsediyorum. 26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna Pripyat şehrinin 14.5 kilometre kuzeybatısında bulunan Çernobil Nükleer Santrali’nde çok büyük bir patlama meydana geldi. Bu patlamanın sonrasında insan yaşamını riske atacak kadar yüksek derecede radyoaktif yayılma yaşandı. O zamanlarda televizyon ve yayıncılık bugünkü kadar gelişmediği için bu patlama yaklaşık 1.5 ay boyunca tüm dünyadan saklandı. Eğer o zamanlarda sosyal medya gücü olsaydı, bugün bu felaketin patlama anını bile ilk dakikalarında izleyebilirdiniz.

Televizyon ve yayıncılık teknolojisinin bir sonraki adımı ne olur bilemeyiz ancak Black Mirror gibi fütüristik bir diziyi izlemeye devam edersek en azından nasıl olacağıyla ilgili hayal kurabiliriz.

Kaleme alan
Duygu Sayıner
Tüm İçerikleri Göster
Yorum Yap

Kaleme alan Duygu Sayıner