Dijitalle Dönüşemeyenlerin Ortak Sorunu: Deneyim

Dijital dönüşümde asıl mesele teknolojinin bize sunduklarından ziyade bizim onlarla ne yaptığımız; diğer bir deyişle teknoloji ile olan deneyimlerimiz.

Dijital dönüşüm yeni bir konu değil, aksine son yıllarda Türkiye’de içini boşaltmaya başladığımız kavramlardan biri olma yolunda hızla ilerliyor. Hemen her etkinlikte zikredilen, üzerine konuşulan, her projede tahtaya ilk yazılan dönüşüm meselesi hayatımızda bu kadar fazla yer kaplıyor gibi görünse de hala sektörün çoğunluğunun yanlış anladığı bir konu. Dijital dönüşüm adına Türk iş dünyasında yakın zamana kadar sıklıkla yaşanan, bol keseden teknoloji yatırımları yapmak ve yurt dışından iyi örnekleri alıp buraya uyarlamak üzerineydi. Ki hala bu anlayış çoğu şirket için böyle. Ama en başında beri işe yaramayan bu anlayışın artık hiçbir platformda prim getirmediği de ortada.  Çünkü dijital dönüşüm “dönüştük bitti” gibi bir anlayışın ürünü değil, hiçbir zaman da olmadı.

Söz gelimi; dört, beş sene önce dijital dönüşüm yolculuğuna başlayan bir firmanın ajandasında büyük ihtimal yapay zekâ ya da blockchain yoktu. Bu bağlamda dijital dönüşüm teknoloji konseptlerine yatırım yapmanın ötesinde sürekli yeni deneyimlere ihtiyaç duyan, bir yandan öğrenmenin bir yandan etkileşimin devam edeceği yaşayan bir süreç. Bu açıdan da dönüşüm yolculuklarında, mevcut işinizle dönüşeceğiniz işi birlikte yürütmeniz gerek. Bir yandan dönüşürken bir yandan da işinizi büyütmeye devam etmelisiniz. Mevcut işinizin verimliliğini artırıp büyümesinden kazandığınız parayı da yeniye aktarmanız ve yeni parayı nerede kazanacağınızı tanımlamanız gerekli. Teknoloji geliştikçe her yeni trend ile birlikte yeni bir deneyimi odağına alan dijital dönüşümü adımlara ayıracak olursak, üç temel süreçten bahsetmekte fayda var.

Dönüşümün odağında insan ve deneyim olmalı

Yola çıkarken öncelikle elimizde teknoloji konseptleri olmalı. Yapay zekâ, IoT, büyük veri, bulut, artırılmış gerçeklik vb. işin dönüşümünde temel alınacak teknoloji ve bu teknoloji yatırımı öncelikli konu. Burada bahsettiğim problemleri aşmak için kullanılan yeni yaklaşımlar teknikler, ürünler ve hizmetler bütünü. Akabinde sürecin belki de en önemli kısmı geliyor: deneyim. Teknolojinin insana dokunduğu, hayatını kolaylaştırdığı, değiştirdiği alanlar; kullananlara sunduğu ve öne çıkardığı yeni hissiyat. Yani özetle; deneyim=teknoloji+insan. Gelelim son aşamaya; yani herkesin hedeflediği, istediği bölüme: teknoloji ile kolaylaşan hayatlar ya da daha verimli hale gelen iş süreçleri. Nihayetinde tüm dönüşüm süreçlerinde amaç yaratılan iyi deneyimlerin artırılması, toplumun, ülkenin geneline yansıması, sokağa inmesi ya da başka bir ifadeyle kültürün parçası olması. Dolayısıyla dönüşümde son adım; “kültür” olmalı.

Teknoloji, deneyim ve kültür üçlüsü üzerinde Türkiye’nin dijital dönüşümle imtihanına baktığımızda bu denklemde sırıtan değişkenin “deneyim” olduğu aşikâr. Neden mi? Bizim ülkemizin iş kültüründe hasıl olan günü kurtarma temelli sabırsız, detaylardan ve araştırma geliştirmeden uzak vizyon, yeni bir teknolojiyi hakkıyla deneyimlemeden hemen sonuç alıp, ondan kazanç sağlama peşinde. Size bununla ilgili yüzlerce örnek verebilirim ama birkaç tane çarpıcı hikâyeye değinmek sanırım yetecektir. Geçen sene tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’nin bitcoin ile yatıp bitcoin ile kalktığımız günleri hatırlayın. Birkaç ay içinde herkesin kripto para analisti olduğu ülkemizde bir sabah uyandık, bir döner markasının bitcoin’le döner satmaya başlayacağını okuduk. Oysa ki o günlerde henüz finans dahil hiçbir sektör bitcoin’in üzerinde çalıştığı blockchain teknolojisini tam olarak idrak edememişti. Yani blockchain ile hemen hemen hiçbir deneyimi olmayan sektörümüzün bitcoin’in popüler kültür üzerindeki rüzgarını arkasına almak için böyle PR kokan işlere girmesinden başka bir şey değildi olan. Bir diğer cuk oturacak örnek yapay zekâ alanında verilebilir. Malumunuz, sesli asistanlar bugünlerde giderek popülerleşiyor. Birkaç yıl önce Apple Siri’ye Türkçe destek geldiği dönemi hatırlayın. Kullanıcıların yapay zekâ ile buluştuğu ve yapay zekanın yapabileceklerini net bir şekilde anlayabileceği sesli asistanlarla ilk deneyimlerimiz günlük sitelere sabun köpüğü haber çıkarmanın ötesinde olmamıştı. Siri ile kavga eden ve hatta küfür eden, bununla övünen tipleri hatırlarsınız. Haliyle tüketicisi bu kafada olan markalarımızdan yapay zekâ alanında ürün geliştirmesini beklemek kulağa gerçekçi gelmiyor. Öte yandan bizim şirketlerimiz trendleri iş süreçlerine entegre etmek ve bu trendlerle dönüşmek konusunda fazlasıyla kolaycı. Influencer meselesi bu konuda iyi bir örnek. Influencer’ların ana mecraları malum, YouTube ya da Instgram. Maalesef birçok markamız, kurumsal kimlikleri ile bu mecralarda sürdürebilir bir iletişim dili geliştirmek yerine herkesin takip ettiği 8-10 influencer’a büyük paralar ödeyerek iş yapıyor ve bu durum influencer sektörünü balon gibi şişirmeye devam ediyor. Oysa ki yeni medya alanındaki bu teknolojik nimetlerden faydalanarak aidiyeti ve geri dönüşleri artıracak müşteri deneyimi hikayeleri yaratmak sadece biraz sabır, biraz yaratıcılık ve biraz araştırma geliştirme işi. Markanın işine yarayacak ve bu sayede doğru hedef kitleleri yakalayacak mikro influencer’ları keşfetmek için elbette deneme yanılma yapması gerek. Deneyim dönüşümün her ayağında olduğu gibi burada apaçık tenezzül edilmeyen işin eksik ve en önemli parçası.

Böyle gelmiş ama neden böyle gitsin?

Şunu da belirtmeliyim ki, Türkiye’de dijitalleşme konusunda başarılı örnekler de fazlasıyla var, tamamen olumsuz bir tablo çizmek de çok doğru olmaz. Ama pazarın genelinde olan “deneyim” odaklı sorunu tespit etmek için büyük resmi görmek gerek. Bu da aslında meselenin biraz da derinine inmeyi gerektiriyor. Yaşadığımız dönemin içine doğan nesil ile önceki nesillerin yeniliklere bakışı arasında çok büyük fark var. Yönetimi elinde bulunduran nesil, geçmiş tecrübe ve alışkanlıklarına göre gençlerin yetişmesini isteyen bir nesil. Teknolojik gelişmelerin hızının getirdiği çaresizlik ise bu nesli saldırganlığa itiyor. Bugünün iş dünyasında ekonominin yeni yıldızları Spotify, Uber, Netflix gibi şirketlerin vizyonları ise bambaşka. İş modelleri tamamıyla tüketicinin alışkanlıklarını değiştirme odaklı. Peki bizim temel amacımız dijital çağa ayak uydurmak ve teknoloji ile dönüşebilmek ise bu noktada öncelikli ihtiyacımız ne? Dünyayı değiştiren yıkıcı iş modelleri mi, yoksa bu iş modellerinin üzerinde çalışacağı altyapılar mı? Dijital dönüşüm rüzgarını yakalayabilmek adına bizim ihtiyacımız olan iş modellerinden önce yeni dünyaya adapte olabilecek eğitimden hukuka temel yönetim modelleri. Neyse ki dijital çağda sürekli yeni trenler kalkıyor. Elbette kaçırdığımız şey çok ama yakalayabileceğimiz fırsat da bir o kadar fazla. Önümüzde 5G, onunla beraber IoT, endüstri 5.0 gibi pek çok fırsat var. Bu teknolojilerle birlikte doğru alt yapı modellerini inşa etmek ve üzerine başarılı deneyimler yaratmak hiç de zor değil. Bu yola çıkarken önemli olan şunu özümsemek: Dijital dönüşümde asıl mesele teknolojinin bize sunduklarından ziyade bizim onlarla ne yaptığımız. 

Kaleme alan
Savaş Önemli
Tüm İçerikleri Göster
Yorum Yap

Kaleme alan Savaş Önemli