Mutsuz Bir Çocuğun Yer Çekimi Dünyası

İster Tanrı tarafından yazılmış kadere inanın, ister tesadüflerin oluşturduğu bir düzene isterse de kuralsızlığın tek kural olduğu kaosun ta kendisine, o size ve inanç sisteminize kalmış. Ama dünyayı değiştiren insanların talih denen çemberden görünmeyen bir elin yardımıyla geçtiği konusunda hayatla bilek güreşine girmeden önce bir daha düşünün. Yoksa kafanıza elma düşebilir…

18’inci yüz yıl İngiltere’si, insanların neşe içinde yaşam sürdükleri bir yer değildi: Taşrada hayatta kalmanın yolu günde 15 saat boyunca durmaksızın çalışmaktan geçiyordu, üstelik bu işçi de olsanız değişmiyordu toprak sahibi olsanız da. Şehirlerde de hayat farklı sayılmazdı. Ticaretle uğraşmanın kentleri kasıp kavuran veba salgınlarına yakalanmak ya da yüksek vergileri ödemeye çalışmak gibi tehlikeleri vardı. Avrupa’da hayat sürmek için pek uygun olmayan bir tarihte dünyaya gelenler, durmadan didinmek zorundaydı.  4 Ocak 1643’te ülkenin taşrasında dünyaya beklenenden erken gelen ve bu nedenle vücudu pek gelişmeyen bebek için de durum farksızdı. Annesi Hannah Newton bu erkek bebeğe, o doğmadan önce ölen eşi Isaac’ın adını verdi ve doğumun vücudundaki olumsuz etkilerini atlattıktan sonra da Rahip Barnabas Smith ile evlendi. Ve ondan üç çocuk daha yaptı. Isaac, henüz 5 yaşına geldiğinde sevgisiz bir ailede büyüdüğünün farkındaydı. Fakat bu ilgisizlik aile bireyleri arasında sadece kendisinin uğradığı bir lanetti. Çünkü o dönemin şartlarına göre oldukça çekici bir kadın olan Hannah, aynı zamanda evde ulu orta eşiyle beraber erotik gösteriler sergilemekten de çekinmiyordu. Bu şehvet bir müddet sonar Isaac’ın kindar bakışlarıyla tatsızlaşınca, küçük çocuk sık sık evlerinin yakınındaki ormana gezmeye gönderildi. 

İÇE KAPANIK KİŞİLİK

Belki bu kış kışlanmanın ardında Rahip olan üvey babanın Yusuf hikayesine bir gönderme yapmasının payı da vardı. Hani kardeşleriyle beraber kervan ticareti yapmak için gidip de, babalarının sevgisinden kıskanılan ve kuyuya atılan peygamberin hikayesi. Fakat Isaac bu ormandaki gezileri sırasında karşısına çıkması muhtemel bir vahşi hayvana yem olmak yerine doğayı dinlemeye ve anlamaya özen gösterdi. Bir süre sonra bu başarısız ölüm gezileri anne yüreğini titretmiş olacak ki, Isaac anneannenin yanına gönderildi. Derken birkaç yıl sonra da üvey babadan geriye bir çiftlik ve yapılması gereken işler miras kaldı. Annenin aklına da iş gücü olarak Isaac gelince, yeninden eve döndü fakat yanında yıllanmış kinini ve yalnızlığını da getirdi. 

METAFORU BULMAK

Hikayenin geri kalanı herkesçe malum: Isaac Newton bir gün ormanda bir elma ağacının altında oturup fizik kuralları hakkında düşünürken kafasına tıpkı bu olaydan yüzlerce yıl önce herkesin diline pelesenk olduğu şekilde ‘Gökten bir elma düştü’ metaforundaki gibi bir elma düştü. Ardından da bugün hala tam olarak sebebi anlaşılamayan ve bilim dünyasının en büyük gizemi sayılan gezegenlerin bir arada kalması, iklimlerin oluşması ve ayaklarımızı havalanmadan yere basabilmemizi sağlayan ‘Yer Çekimi Kanunu’nun temel ilkelerini oluşturdu. Newton’un koyduğu fizik kuralları, bir başka dahi Albert Einstein’ın 20’inci yüz yıldaki yaşam yolculuğu başlayana kadar dünya biliminin temellerini oluşturdu. Aslında buhar makinesi ile başlayan sanayileşme sürecindeki ve devamındaki tüm icatların da oluşmasını ve başarısını sağladı. Kim derdi ki, tüm bunlar şehvetini oğlunun mutluluğuna yeğleyen bir annenin çabası sonucu meydana gelecek. Ne yazık ki bilim tarihinin bu tür arka planları kitaplarda yer almıyor. Ne de Newton’un kendi günlüğünde. Başarısız bir sevgililikten sonra uzun yaşamı boyunca hiç evlenmeyen hatta kadınlarla ve erkeklerle bir gönül ilişkisi kurmayan Newton, hayatı boyunca annesinin yarattığı travmayı yaşadı. Fakat bunu yaparken acısını bilime dökmenin bir yolunu buldu. Sonra da bunu dünyanın en bilindik metaforuna yani gökten bir elma düşmesine bağladı. Belki de Newton’un kafasına düşen o elma, artık bilgi ile dolmuş bir bardağa düşen son damlaydı ve taşmasını sağlayarak dünyanın değişimini hızlandırdı. Eğer Isaac mutlu bir ailede büyümüş olsaydı, belki o orman gezilerini hiç yapmayacak, bir elmanın yere düşmesini dini kuralların dışında açıklama gereği duymayacaktı.  O nedenle bilimle mutluluk arayanlar, mutsuzluktan doğan bilimin de işe yarayabileceği konusunda kafa yormalı biraz.     

Kaleme alan
Erdinç Akkoyunlu
Tüm İçerikleri Göster
Yorum Yap

Kaleme alan Erdinç Akkoyunlu