Türkiye’nin Otomobilinin Elektriği Dağlardan Gelecek

Konuk yazarımız Erdinç Akkoyunlu’nun Türkiye’de enerji üretimi hakkında yazısı

2019 yazında bir cep telefonu operatörünün yıllık basın değerlendirme toplantısı için İzmir’den kara yolu ile Çeşme’ye giderken, bu ilk kez kullandığım güzergahta dikkatimi en çok çeken onlarca rüzgar türbini oldu. Rüzgar gücünü elektriğe dönüştürmek için İzmir dağlarının Ege’den aldığı kuvvetli akımı kullanan bu türbinler sanki yüzlerce yıldır oradaymış gibi doğa ile uyumlu bir görüntüye sahipti. Sanki Ege’nin bitki örtüsü sayıldığında makiden sonra sıra bu devasa kanatlarıyla rüzgar türbinlerine geliyormuş gibi… Aslında doğaya yapılmış her müdahalenin insana iğreti gelen bir dokusu olması lazım. Fakat iş enerji ve üretim olunca durum farklılaşıyor. 

İLERİDE ANLAŞILACAK

Türkiye son yıllarda doğru bir politik stratejiye imza atarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının tümünü yani güneş ve rüzgar potansiyelinin tamamını, üstelik yerli sistemler kullanarak üretme kararı aldı. Bu Üsküdar’ı çoktan geçen atlının peşinden yapılmış bir zararın neresinden dönersen kârdır hamlesinin, bugünlerde çok iyi anlaşılmasını beklemek zor. Ama fosil türevli yakıtların yerini elektrik enerjisi almaya başladıkça, Türkiye kendi kaynakları ile üretim yapmanın anlamını ileride daha belirgin şekilde ifade etmeye başlayacak gibi. 

2019’un son günlerinde gösterime çıkan ve orta sınıfın erişebileceği bir model mi yoksa üst sınıfa mı hitap ediyor tartışmalarını da beraberinde getirecek denli donanıma sahip olan Türkiye’nin Otomobili prototipleri, yakıt özellikleriyle ön plana çıktı. Elektrikli motora sahip bu araçlar Türkiye’nin sarp coğrafyasında çok yakıt gerektiren doğa koşulları göz önünde bulundurulduğunda hemen her köşe başındaki benzin istasyonlarında yer alması şart olan, elektrik şarj istasyonlarına bağımlı gibi görünüyor. İlk dönemlerde yapılan otomobilleri hatırlayın. Motora itiş gücünü kazandırmak için elle idare edilen bir manivelayı hızlıca döndürmek gerekiyordu. Bugün otomobilleri çalıştırmak için anahtara bile lüzum yok. İlerleyen zamanda, şarj ve nano teknolojideki gelişmeyle beraber otomobillerin bataryalarının 500 değil belki 5000 kilometre kesintisiz gitmesini sağlayacak ve 5 dakikadan kısa sürede enerjisini kazanmasını getirecek özelliklere sahip olması beklenebilir. Bunun için de durmadan Ar-Ge’ye yatırım yapmak, hatta bireysel mucitler için bol ödüllü yarışmalar bile düzenlemek gerekiyor.  Yani işin teknik kısmının asla bitmeyecek bir yarış olduğu ortada. 

DAHA FAZLA ENERJİ ŞART

Hali hazırda Türkiye’de elektrikli otomobil teknolojisi için ciddi yatırımlar söz konusuyken, ülkedeki otomobil potansiyelini düşündüğümüzde ve elektrikle ilerleyen araç sınıfına yakında yolcu trenlerinin hatta uçakların da girebileceğini hesapladığımızda, yerli teknoloji ile bunu sağlayabilecek ürün gelişiminin ne kadar önemli bir alan olduğu ortada. Buna yatırım yapacak ve doğru adımlar atacak firmaların da işten kârlı çıkacakları bir o kadar açık. İstanbul’da rüzgarın saatte 70 kilometreyi bulan hızında yazılan bu makalede, rüzgar ağaçların dallarını silkelerken bu doğal gücün elektriğe dönüşmesi, onun da Türkiye’nin Otomobili  ve buna benzeyen başka çalışmalarla yollarda olmasını düşlemek oldukça keyifli. Yeter ki Türkiye, teknoloji üretimindeki geri kalmışlığını inovatif ürünlere yönelerek gidersin ve her türlü yenilenebilir kaynağı enerjiye dönüştürsün. Biz de ilerleyen yıllarda yüklü elektrik faturaları yerine Hollanda gibi fazla kullananın az ödediği ve enerji arzının yüksek olduğu bir güce dönüşelim. 

Kaleme alan
Erdinç Akkoyunlu
Tüm İçerikleri Göster
Yorum Yap

Kaleme alan Erdinç Akkoyunlu